İlkel İnsan Yiyeceklerini Kaplıcalarda mı Kaynattı
in

ÇalışkanÇalışkan

İlkel İnsan Yiyeceklerini Kaplıcalarda mı Kaynattı?

Ateş bulunmadan çok önce avlarını nasıl pişiriyorlardı?

GİRİŞ

İlkel insan atalarının en eski kalıntılarından bazıları, Antropologların 1.8 milyon yıl önce var olan hominid fosillerini keşfettikleri Tanzanya’nın kuzeyindeki bir rift Vadisi olan Olduvai Vadisinde gün ışığına çıkarıldı. Bölgede birçok fosil ve taş alet korunmuştur, bu da ilkel insanların oraya yerleştiğini ve avlandığını göstermektedir.

Şimdilerde, MIT ve İspanya’daki Alcalá Üniversitesi’nden araştırmacılar tarafından yönetilen bir ekip, o zamanlar Olduvai Vadisinde, ilkel insan arkeolojik alanlarının yakınında kaplıcaların var olabileceğine dair kanıtlar keşfetti. Bu hidrotermallere olan yakınlığın özelliği, ilkel insanların kontrollü bir pişirme kaynağı olarak ateşi kullanmadan çok öncesinde, örneğin taze avladıkları hayvanların etlerini kaynatmak için kaplıcaları bir pişirme kaynağı olarak kullanmış olabileceklerini ortaya koyuyor.

İlkel İnsan Yiyeceklerini Kaplıcalarda mı Kaynattı?
Mikrobiyal biyobelirteçler,, MADRID SCIENTIFIC FILMS S.L. ( https://vimeo.com/453940276 )

MIT’nin Dünya, Atmosfer ve Gezegen Bilimleri (EAPS) Bölümü’nde Schlumberger Jeobiyoloji Profesörü Roger Summons ” İnsanların hidrotermal ortamları bir kaynak olarak kullandığı yerlerde hem hayvanların bir araya geldiği hem de yemek yapma potansiyelinin mevcut olma olasılığına dair ilk kez somut kanıtlar ortaya konulmuştur. ” diye yorumluyor.

Summons ve meslektaşları bulgularını bugün Proceedings of the National Academy of Sciences’da yayınladılar. Çalışmanın baş yazarı, MIT ve Kopenhag Üniversitesi’nden Marie Sklodowska-Curie bursiyeri Ainara Sistiaga’dır. Ekipte Eaps’de yüksek lisans öğrencisi olan Fatima Husain’in yanı sıra Alcalá Üniversitesi ve İspanya’daki Valladolid Üniversitesi’nden arkeologlar, jeologlar ve jeokimyacılar; Tanzanya’daki Dar es Salaam Üniversitesi; ve Pennsylvania Eyalet Üniversitesi bulunmaktalar.

Beklenmedik bir yeniden yapılanma…

2016 yılında, Sistiaga, Olduvai Paleoantropoloji ve Paleoekoloji Projesi araştırmacılarının yaklaşık 1,7 milyon yıl önce çökelmiş 3 kilometre uzunluğundaki açık kaya katmanından tortular topladığı Olduvai Vadisinde bir arkeolojik keşif gezisine katıldı. Bu jeolojik katman çarpıcıydı çünkü kumlu bileşimi, 1.8 milyon yıl önce çökelmiş olan koyu renkli kil katmanından belirgin şekilde farklıydı.

“Çevrede bir şeyler değişiyordu, bu yüzden ne olduğunu ve bunun insanları nasıl etkilediğini anlamak istedik,” diyor Sistiaga, başlangıçta iklime yanıt olarak peyzajın nasıl değiştiğini ve bu değişikliklerin ilk insanların yaşama biçimini nasıl etkilediğini görmek amacıyla tortuları analiz etmeyi planladı.

Yaklaşık 1,7 milyon yıl önce, Doğu Afrika’nın daha nemli, ağaçlarla dolu bir iklimden daha kuru, daha çimenli bir araziye geçerek kademeli bir kuraklık geçirdiğini düşündü. Sistiaga, Olduvai Vadisinin tabakasından toplanan kumlu kayaları geri getirdi ve onları Summons’un laboratuvarında, yaprak mumlarının kalıntılarını içerebilen bazı lipidlerin belirtileri için analiz etmeye başladı ve o sırada mevcut bitki örtüsünün türüne dair ipuçları keşfetti.

Summons, “Orada bulunan bitkiler hakkında karbon sayıları ve izotoplarla ilgili bir şeyleri yeniden inşa edebilirsiniz. Laboratuvarımızın uzmanlaştığı konu bu olduğu için, Ainara laboratuvarımızı seçti.” dedi ve ekledi “Ama sonra Ainara, tamamen beklenmedik olan diğer bileşik sınıflarını keşfetti.”

Belirsizliğe mahal vermeyen belirtinin keşfi…

Geri getirdiği tortuların içinde Sistiaga, bildiği bitki kaynaklı lipidlerden tamamen farklı görünen lipidler ile karşılaştı. Verileri,  bitkiler tarafından değil kendisinin ve meslektaşlarının yaklaşık 20 yıl önce tamamen farklı bir bağlamda rapor ettikleri belirli bakteri grupları tarafından üretilen lipidlerle yakın bir eşleşme olduğunu fark eden Summons’a götürdü.

Sistiaga’nın 1.7 milyon yıl önce Tanzanya’da biriken tortulardan çıkardığı lipitler, Summons ve meslektaşlarının daha önce Amerika Birleşik Devletleri’nde, Yellowstone Milli Parkı’nın kaplıcalarında inceledikleri modern bir bakteri tarafından üretilen lipidlerdi.

Spesifik bir bakteri olan Thermocrinis ruber, kaynayan kaplıcaların çıkış kanallarında bulunan ve sadece çok sıcak sularda gelişen hipertermofilik bir organizmadır.

Summons, ” Sıcaklık 80 santigrat derecenin [176 derece Fahrenheit] üzerinde olmadığı sürece büyümeyen bakterilerdir ” diyor. “Ainara’nın, Olduvai Vadisindeki bu kumlu tabakadan geri getirdiği bazı örnekler, açık bir şekilde yüksek sıcaklıktaki suyun göstergesi olduğunu düşündüğümüz aynı bakteri lipit topluluklarına sahipti”.

Yani, Yellowstone’da 20 yıldan fazla bir süre önce Summons’ın üzerinde çalıştığı sıcağı seven bakterilerin de 1.7 milyon yıl önce Olduvai Vadisinde yaşamış olabileceği anlaşılıyor. Ek olarak ekip, sıcak su kaynakları ve hidrotermal sular gibi yüksek sıcaklık özelliklerinin de mevcut olabileceğini öne sürüyor.

Olduvai vadisinde milyonlarca yıl boyunca yanardağları karıştıran jeolojik olarak aktif bir tektonik bölge olduğunu söyleyen Sistiaga, “Rift sisteminin ortasındaki tüm bu tektonik faaliyetlerle, hidrotermal sıvıların ekstrüzyonu olabileceği çılgın bir fikir değil ” diyor.

Ekibin tortuları topladığı bölge, hayvan kemiklerinin yanı sıra taş aletler içeren ilkel insan yerleşimlerinin yerlerine bitişiktir. Öyleyse yakındaki kaplıcaların, homininlerin et ve bazı sert yumrular,kökler gibi yiyecekleri pişirmesini sağlamış olması mümkündür.

Neden yemek istemeyesin?

İnsanların kaplıcalarla tam olarak ne kadar erken yemek pişirmiş olabileceği hâlâ gizemli bir sorudur. Daha lezzetli hale getirmek için hayvanları kesip etleri kaplıcalara batırabilirlerdi. Benzer şekilde, daha kolay sindirilebilir hale getirmek için, çiğ patates pişirmeye çok benzer şekilde kökleri ve yumruları kaynatmış olabilirler.

Sistiaga, “Suya düşen ve pişirilen bir Antilop varsa, neden yemeyesiniz, değil mi ?”

Şu anda, ilkel insanların yemek pişirmek için kaplıcaları gerçekten kullanıp kullanmadıklarını belirlemek zor olsa da ekip, Olduvai Vadisi boyunca diğer katmanlarda ve yerlerde ve aynı zamanda insan yerleşimlerinin bulunduğu dünyadaki diğer bölgelerin yakınında benzer lipidler ve hidrotermal rezervuarların belirtilerini aramayı planlıyor.

Sistiaga, “Diğer bölgelerde belki de kaplıcaların mevcut olduğunu kanıtlayabiliriz, ancak insanların onlarla nasıl etkileşime girdiğine dair kanıtlar hâlâ eksik.  Bu bir davranış meselesidir ve yaklaşık 2 milyon yıl önce soyu tükenmiş türlerin davranışlarını anlamak çok zordur. Umarım bu kaynağın insan evrimi için en azından diğer önemli bölgelerde varlığını destekleyen başka kanıtlar bulabiliriz.” dedi.

Bu araştırma kısmen Avrupa Komisyonu (MSCA-GF), NASA Astrobiyoloji Enstitüsü ve İspanya Hükümeti tarafından desteklenmiştir.

 

Kaynak

https://www.sciencedaily.com/releases/2020/09/200915152440.htm

Görsel Kaynak: https://images2.minutemediacdn.com/image/upload/c_fill,g_auto,h_1248,w_2220/v1555286823/shape/mentalfloss/neanderprimary.png?itok=arcD-Mye

Editör: Elif Berfin KORGAN

Ne düşünüyorsunuz?

5 puan
+ Oy - Oy
Hücre Kullanıcı

Meryem GÖKOĞLU

Merak ediyorum, araştırıyorum, öğreniyorum, paylaşıyorum...

Afyon Kocatepe Üniversitesi ...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Okülokutanöz Albinizm

Okülokutanöz Albinizm

Nekroz

Nekroz